Latest News

9 Kasım 2012 Cuma

Zeki Eski Insanlarmış

Dün okuduğum 'Güney Afrika'daki bir mağarada bulunan taş bıçaklar, ilk insanların yaklaşık 71 bin yıl önce karmaşık bir teknoloji geliştirdiğini ortaya çıkardı.' başlıklı bir haber üzerine bir iki şey karalamak istedim. Okurken kendi çapımda çok güldüm de acaba siz de güler misiniz diye merak ettim.
Bilmem nerede çok eski zamanlara ait 3 santimetre uzunluğunda 27 minik taş bıçak gün ışığına çıkarıldı. Bu buluşun üzerine Arizona Eyalet Üniversitesi'nden Curtis Marean başlamış yorumlamaya. Diyor ki Antik insanlar meğersem çok zeki imiş.
Sen git uzaydan atlayış yap, marsa robot gönder uçmayı başar sonra de ki aslında adamlar çok zeki imiş. Neyin artistliğindesin be...
 

17 Ağustos 2012 Cuma

Hobby

Uzun zamandır bir şeyler karalamıyordum. Bu sefer buluş yok, tespit var:)
Geçenlerde bir arkadaş ile yemek yerken geçen 'hobi olarak şunun dışında neler yapıyorsun' sorusundan sonra aklıma takıldı ve düşündüm düşündüm düşündüm. Hobilerim neler, bunun için önce başka bir soruya cevap vermem gerektiğine karar verdim:
Hobi Nedir?
hiçbir kaynak vermeden yazıyorum tabi ki de yazımı. Tamamen benim düşüncelerim. O şurada böyle tanımlanmış, yüzden yok o öyle bu böyle itirazlarda bulunmayın. Bir şeyi yapmak için vakit harcıyor, daha öncesinde plan yapıyorsun bence o şey hobindir. Bunun kadar olmasa da boş kaldığın vakitlerde severek yaptığın bir şey varsa onu da hobi sınıfına koyabiliriz. Bu bilgiler ışığında binlerce insanın hobileri arasına yazdığı kitap okumayı gerçekten hobi olarak sayabiliriz. Lütfen bundan sonra kitap okuma diye hobi mi olur demeyin. Hobiyi böyle tanımladım ve sonrasında başladım yaptıklarımı buna göre sınıflandırmaya.
ilk başka geçen şu fotoğraf idi bu arada. Düşündüm taşındım, ben hiç bir zaman yarın gideyim de şuralarda fotoğraf çekeyim veya yapacak bir şey de yok bari fotoğraf çekeyim demedim. Çektiğim bütün fotoğraflar bir yerlere gittiğim zamanlarda, nikon ile çekmesem eski digital makine ile çekeceğim, en kötü iphone ile çekeceğim fotolar. Yani herhangi bir insan ile aramdaki tek fark fotoğrafların güzel olması ve biraz fazla para yatırmış olmam. Bu bilgiler ışığında fotoğrafı hobilerim arasından çıkarmaya karar verdim. CV'den çıkartmayacağım tabi ki de.
Peki hobiye ne koyabiliriz, böyle basit bir tanım yaptıktan sonra koyması kolay oluyor tabi. Ama neredeyse herkeste olsa da kitap okumayı koyamayacağım. Çünkü boş kaldığım vakitlerde bile kitap okumam. Kitap okursam anca kendimi zorlayarak, bir şeyler öğrenmem gerektiği içindir. Mesela yüzmeyi koyabiliriz. Salonumun ortasında havuz olmayabilir ama mümkün olabilecek her durumda yüzmek için fırsat yaratmaya çalışırım. Film izlemek de olabilir. Onun da durumu aynı. Bazen buluşmaları fln reddedip eve gelip film izlediğim olur.
Neyse sadece tanımlama kısmını düşünmüştüm. Hobilerim neleri belki başka zaman doldururum. Ama ikinci sınıf hobilere her ne kadar istemesem de oyun oynamayı koyabiliriz. Çünkü işim gücüm olmayınca bilgisayar başına oturup oyun oynamayı gerçekten severim.
Post'u yollamadan önce bi google'ladım hobi nedir diye de, bayağı da geniş bir şeymiş. bu kadar seçenek varken niye bizim hobilerin %87'si benzer?

1 Temmuz 2012 Pazar

Asansörde Büyük Devrim!

Hepimiz gündelik hayatta asansör kullanan insanlarız, tamam bazılarınız hala fakir evlerinde asansör yok ama iş yeri, işsiz olanlar da vardır belki, en kötü hastanede falan asansör kullanıyorsunuzdur. Bir yere erken gitmeyi hiç sevmem, geç kalmayı sevmem az kalır saygısızlık, ayıp olarak görürüm o yüzden geç kalmam pek. Zaten düşününce mesela otobüse geç kalıp kaçırmak demek bir dahaki (burada ki ayrı mı bitişik mi?) için gelinebilecek en erken vakitte gelmek oluyor. Neyse konuyu dönelim. Erken gitmeyi sevmediğimden tam vaktinde çıkıp hızlıca giderim. Ama bazen tam evden çıkarken bir şey oluyor ve vakit kaybediyorsun. Böyle olunca gitmen gereken yolu daha hızlı alman gerekiyor.
Hızlıca evden çıkıp asansör'ün başına geliyorsun, ben 8.katta oturuyorum, ve hepinizin bildiği gibi öyle durumlarda asansörler olabilecek en uzak noktada olurlar, mümkün olsa -'de bekleyecek. Ve asansör önünde heyecanlı bekleyiş başlıyor, hopluyor zıplıyorsun çünkü olduğun yerde beklemek zorundasın. Yürüyerek insen daha çok sürecek, iki kat inip binsem asansör 8'e çıkıyor aynı vakit alacak. İşte burada benim fikrim devreye giriyor. Asansörlere kendi katlarına gelmelerinin dışında binanın büyüklüğüne ve katın sayısına göre +-2 çağırma tuşu olacak. Mesela ben 8. kat asansörüne gidip, 6'ya çağıracağım bir yandan da koşarak merdivenlere ineceğim. 6'da buluşacağız. Bunu sadece acil durumlarda değil her zaman kullanabiliriz. Sonuçta beklemek vakit kaybı.
Kaba bir hesap ile her gün iki kere asansör kullandığımı düşünelim, 8 çıkış 8 iniş 16 katlık günde 2 kere 32 katlık yolculuk yerine 24 katlık yolculuk yapacağım. her katı 5 saniyede alan bir asansör olduğunu düşünsek, 8*5=40 saniye kazanacağız her gün. Bir insan 70 yıl yaşadı desek, 70*365*40=1022000 saniye yani 11 gün kazanacağız. Hayatını 70 yıl değil de 70 yıl 11 gün yaşayacaksın deseler tabi ki de umursamam ama deseler ki orada kazanacağın zaman sayesinde normalde kaçıracağın otobüsü yakalayacak ve o otobüste hayatının aşkı ile karşılaşacaksın, işte o zaman:
Resmen insanlığın kaderini değiştirecek bir düşünce, icat ne derseniz artık. 
Nobel'i bana vermesinler de ne yapsınlar!

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Benim için kucuk insanlik için buyuk

İnsanloglunun hayatini kolaylastiracak yeni bir fikir geldi aklima. Zaten ilk basta niye boyle uygulamamislar bilmiyorum. Simdi yil dedigimiz 365 gun 6 saat. Her durumda bi dengesizlik var zaten, 4 yilda bir duzeni bozuyorsun. Madem oyle 364 gun yap yili, boylece yedinin kati olsun gunler sabit olsun. 3 temmuz pazara geliyorsa her zaman pazar olsun. Arta kalan 1.5 gun icin de 1.5x7= 10.5 tam olmadi, carp iki ile 21 gun. Yani 14 yilda bi 21 gun ekle. 21 nerdeyse bi ay oldu lan. Mevsim farkeder o kdr surede. Tutmadi la bu fikir. Yazi da piç oldu iyimi! Neyse gencler kusura bakmayin vaktinizi aldigim icin, hade kaybolun. Hazir yazinin icine etmisken, yaa bu berlin duvarindan atlamaya calisirken bir suru insan ölmus ya; bunlar niye etrafindan dolasmamislar da ustunden atlamaya calismislar?

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Cocuklari leylekler ki getiriyor?

Uyari: kucukluk zamanlarimi tam anlami ile hatirlamadigimdan bazi yerleri tahminlerle reverse engineering yaparak anlatacagim. Hicbir zaman beni leyleklerin getirdigine inanmadim. Daha dogrusu hatirlayabilecegim yasa ulastiktan sonra inanmadim. Oncesi icin garani veremeyecegim. Cocuklarin dunyaya gelme konusunda Aklimda olusan ilk  fikir soyle idi ki; Allah uygun gordugu evli ciftlerde kadinlarin karnina cocugu yerlestiriyor, sonra da belli bi sure karinda yasadiktan sonra dunyaya geliyor idi. Bunun nedeni tahminimce, Cocuklugum koyde gectiginden etrafim gelenek muslumani insanlarla doluydu. Onlar da her seye 'allah izin verirse, allah uygun gorurse' dediginden evli insanlara 'baska cocuk istiyor musunuz' diye soruldugunda da boyle cevap veriyorlardi. Bunun dogal sonucu olarak da cocuk olusma yontemi benim aklimda boyle olustu. Ta ki, ikinci sinifta idim galiba, bi gun misafirlikte iken anneme yoneltilen, ender'den sonra baska cocuk yapmadiniz herhlade, gibisinden bir soruya cevap olarak annemin: 'yok istemedik' demesiydi. 8 yasinda olsam da iq'su 130 ustu olan bende hemen bi ampul yandi tabi 'hani cocuklari allah veriodu lan, istemek istememek nerden cikti?' . Hemen soruyu anneme yonelttim tabi (burda aklinizda sirin mi sirin, tatli mi tatli tombik bi cocuk canlansin; cunku cocukken oyleydim:) : annnnneeeee, cocuklari allah vermiyor muydu? Annemin mirin kirin etmesinden sonra: 'tabi allah veriyor oglum, ama bizim de istememiz lazim' cevabiyla artik aklimda yepyeni bir cocuk yapma yontemi olustu: allah ile pazarlik. Cocuk isteyen evli ciftler dua ediyorlar, allah uygun gorurse cifte cocuk istiyor musunuz diye soruyor erkek mi olsun kiz mi olsun fln derken sonunda cocugun oluyor. Bu cocuk yapma fikrini son haline getiren ve way bea bu konuda hakli misim megersen dedirtirecek sey ise birkac yil sonra ortaya cikan SIMS oyunudur. Hatirliyorsaniz onda evleniyordun sonra ansizin telefon caliyor ve 'cocuk istiyor musunuz?' diye soruyordu. Direk benim hayalim ile ayni olunca aha dedim budur.  Sonrasinda okuldaki yaramaz, terbiyesiz, haylaz cocuklar herseyi anlatti tabi. Kucukken aklimda olan bircok seyi daha dusunuyorum da megersem ne iyi kalpli bi cocukmusum (saf degil iyi kalpli).

23 Nisan 2012 Pazartesi

Buyuksun Abi


       Munih'teki son gunumde gitmedigim bir yer kalmisti, orayi da gorup trenime atlayip Viyanaya gececektim. Bi daha otele kadar gitmeyeyim diye sabah herseyimi toplayip tren gar'ina gittim. Geldigim gun luggage lockers oldugunu gormustum, oraya birakir gider gezer gelip ordan alir trenime atlar giderim diye dusundum. Baska yerlerde de rastlamistim, asiri mantikli bence, turkiyede var mi acaba? Geldim dolabin basina, 3€ ucreti var, makul bi fiyat ama odeme sekli metal para ile bende de o kadar metal para yok. Ulen bunlarda hep kredi karti ile odeme de olurdu bunda niye yok. Diger odalara bakindim belki kredi kartlisi vardir diye yok. Neyse ciktim ordan bi dukkana girdin, 5 eurom vardi kagit, dedim kadina "yaa dolaplari kullanacaktim ama metal param yok sunu bozabilir misiniz?" kadin oyle bir ters bakis atip yok dedi ki ulen dedim herhalde bu hakaret olarak fln anlasiliyor buralarda. Baska dukkana girmeye de cesaret edemedim. Gittim pastaneden 2€'ya pogaca aldim kalan 3€ ile de dolabi kitledim. Tabi bu sirada yagdirdikca yagdiriyorum, boyle mallik mi olur, bozuk parasi olmayan ne etcek fln diye. Hade kredi karti koymuyorsunuz bari kagit para girisi yapin, koskoca almansiniz, o kadar sey yapiyonuz bunu mu akil edemediniz, bozuk parasi olmayan ölsün mü diye.


       Gittim gezecegimi gezdim geldim. Tam dolabi acacagim tam benim dolabin yanindaki garip sey dikkatimi cekti, bi baktim kagit para bozma makinesi. Bende bi morarma, bi göt olma ifadesi. Affedin abi, benim ne haddime sizi elestirmek dedim bindim 200 km/h ile giden trenime gittim gidecegim here. Giderken de pogacami afiyetle yedim trende.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Durmak Yok Yola Devam

   Uzuncayir'daki trafigi onlemeye yonelik fikrimi uygulatmanin verdigi gaz ile ulkuyi kurtaracak yeni fikirlerle devam ediyorum. Saka bi yana ben yazdim diye yapmamis olsalar da sonucta adamlarin urettigini onceden soyledigime gore dogru gozlem yapmis ve mantikli bi cozum uretmisim diyebilirim herhalde.
   Vergi konusunda bi iki dusuncem vardir bayagidir onlari paylasmak istedim. Vergi derken tasit vergisi, trafikte sikisip kaldigimda kufurler esliginde dusuncelere daldigimdan surekli alakali konularda birsey yaziyorum. Diyecegim iki sey var. İlki bazi vergilerin ayrismasi gerektigi. Yani tasit vergisinin iki bolumu olmali. Biri bildigimiz, mal varligi vergisi. Ev icin nasi vergi veriyorsan ayni sekilde araba icin de verirsin. Ama ev gibi seylerden bence bir farki var. Ona sahip olmanin yaninda baskalarinin da hakkini yiyorsun. Herkesin kullanim hakki olan yollari doldurarak toplu tasima ile rahatca gidilmesini engelliyorsun. Bence bu da hesaba katilmali.
   Baska bi konu da emisyonlar. Bilmiyorum ne kadar haberiniz var ama surekli bi regulasyon cikiyor. Euro4 euro5 fln. Ama bunlar sadece satilacak arabalara uygulaniyor. Yeni arabalarin hem verimini azaltiyorlar hem de sistem olarak bi ton paraya sebep oluyorlar. Belki de 25bin olacak bi araba 40bin oluyor. Bu sistemler suphesiz ki olmali tabiki ama eski, hicbir emisyon sistemi olmayan arabalara da bi yaptirim uygunlanmali. Bu da vergi arttirimi olabilir herhalde. Adamlari araclarini hurdaya vermeye zorlayacak kadar yuksek bir vergi olabilir mesela:)
Dipnot: benim de arabam var. Bekar'a bosanmak kolaydir soylemleri ile gelmeyin.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Gulsem mi Ağlasam mi bilemedim

Uzun zamandir makine icin lens arayislari icindeydim. Yani aslinda aklimda bi iki aday vardi da hangisini ilk alayim diye karar vermeye calisiyordum. Sonunda kararimi verdim. Nikon 85mm 1.8D. Nasil bir lens begendi isem, yok hicbir yerde yok. Oraya bak buraya bak bulunmuyor. Sordum sorusturdum sonunda satilan yeri buldum, sirkecide. Fiyat varki da cok degil. 490$ amerikada, 1100 de burada. Hem taksitle almis olurum burdan. Bugun tamam aliyorum dedim, nakit de cektim. Belki nakite indirim fln da yaptiririm dusuncesi ile. Yeni bir sey almaya gidiyorum ya, heyecandan duramiyorum tabi. Bari yolda giderken son bi bakayim diye actim ipad'i yazdim google'a nikon 85mm 1.8 diye. Bi baktim bla bla 1.8G yaziyor. Ulen bu 1.8D degil mi idi? Girdim nikon'un sitesine, yawsak nikon gecen hafta bi iki basit ozellik ekleyip 500$'a yenisini cikarmis bunun. İcim icimi yemeye basladi tabi. Yeni bir sey alacagim hevesiyle evden cikmisim, nasil durayim. (AROG'daki mavi hapi icmis cemyilmaz durumu) dukkan onunde volta atmalar, tartmalar aramalar sonunda vazgectim almaktan. Yenisi turkiyeye ne zaman gelir allah bilir.
Sonuc olarak su aralar amerikadan gelecek olan veya tanidigi gelecek olan var mi?

16 Ocak 2012 Pazartesi

Mantıklı ve Zeki İnsanlar Ülkesi

  Düşündün taşındım. Zeki ve mantıklı insanlar olarak niye bu kadar insanı sırtımızda taşımamız gerekiyor ki? Bu kanıya niye devlet var, binlerce memur'un maaşını ödüyoruz ki fikrinden geldim. Hiç meraklanmanıza gerek yok, bütün planları yaptım ben, şimdi açıklıyorum.
  Şimdi kuracağımız ülkenin iki ana kuralı var, birincisi hiçbir mal ülkemize giremeyecek. Belki günü birlik geziler olabilir ama en fazla o kadar. İkincisi de gereksiz meslekler olmayacak. Zaten onlara ihtiyacımız da olmayacak. Şimdi böyle mükemmel bir ülkemiz olunca kıskanıp bozmaya çalışacak diğer kafası fazla basmayan insanlar olacağından ilk fazla çaktırmadan toplanıp bi savunma sistemi geliştireceğiz. Ama gerçekten savunma sistemi, saldırı amacı hiç yok. Sonuçta mantıklı insanlarız, ne gerek var savaşa. Sadece dışarıdan bize karışmasınlar. Bi ton zeki insan olacağımızdan bi iki yıla dünyayı dağıtacak kadar geliştiririz teknolojiyi diye düşünüyorum. Sonra ülkemizi ilan edeceğiz ve sadece zeki ve mantıklı insanları toplayacağız.
  Sonra ülkede devlet, yönetici gibisinden parazit kişiler ve işler olmayacak. Herkes bir şeyler üretecek. Kafası basan, becerebilen mühendis doktor tasarımcılar vb direk bir şeyler üreten meslekler olacak. Onları yapamayan da kalan işleri yapacak, çiftçi falan da dahil. Ama onlar çiftçi fln diye kötü muamele görmeyecekler, sonuçta onlar da zeki ve mantıklı insan. Mühendisler ne kadar para alıyorsa onlar da alacak, aynı şartlarda yaşayacaklar.
  Böyle polis, devlet memuru, bakanlık, satış, pazarlama gibi üretim yapmayıp tüketen meslekler olmayacak. Hepimiz mantıklı insan olduğumuzdan bi kere kavga fln çıkmayacak zaten. Hade dalgınlıkla bir kaza oldu, dalgın olup kazaya sebep olan hemen suçunu kabul edip özür dileyecek. Varsa zararı, cezayı ödeyecek.
  Geriye tek sorun şu kalıyor, ya çocuklarımız mantıklı ve zeki olmazsa. Onun için de, çocukları 15 yaşına kadar yetiştireceğiz. Baktık mal çıktı, ülkeden kovuyoruz ne hali varsa görsün.
  Evet planı açıkladım, kimler var?

4 Ocak 2012 Çarşamba

Let's the 2012 begin

  2012'nin ilk 1:1 toplantisini yaptik bugun sef'imle. Bu sene genel hedeflerimiz neler vb konularin konusuldugu bi toplanti. Tabi o an aklima direk bi yil ne cabuk gecti fikri geldi. Gecen senenin ilk toplantisini hatirliyorum, ohoo kocaman yil rahat rahat yaparim hepsini diyordum. Sadece is icin degil tabi hayatta da kocaman bi yil neler yaparim neler diyordum ki yil dondu bile. Bayagi birsey de yaptim aslinda da yapmadigim da bi ton sey oldu. 2011'in bana kattigi en onemli sey ne derseniz, herhalde hedefler konusunda daha mantikli olmam olur.
2012 geldi basladi tam gaz gidiyor. Bi yerlerine yapisip hizina yetismek lazim. Gecen seneye gore hayatimi daha da oturttugumu farkettim. O yuzden daha mutluyum denilebilir. En azindan ise daha hevesli gidiyorum. İnanmazsiniz ama son bikac haftadir pazartesi sendromuna bile girmiyorum:)
  Su aralar beni en cok hayal kirikligina ugratan sey evin asansor'u. Her binaya girdigimde asansor'u asagi indigini gormem ile 'bu sefer kesin hayatimin aski ile karsilasiyorum' dusuncesi aklima yerlesiyor. Ama gel gor ki asansor sifira geldiginde icinden hayatimin askinin cikmasini gectim kapi acilmiyor bile. Fikir kime ait bilmiyorum ama asansorlerin ikisi de 0'da degil de katlarda ise otomatik olarak biri sifira gidiyor. Her seferinde bana nasil denk geliyor onu da cozebilmis degilim. Kapici mi kafa buluyor nedir, uzaktan geldigimi gorunce sifira yolluyordur belki.
  Onun disinda son 8 senedir degistirmedigim sac stilimi bu sene de degistirmem buyuk ihtimal. Bos kaldigim vakitlerde dunyayi kurtarma hayalleri kurmaya devam ediyorum. Cayi sekersiz icmeye devam. En sevdigim victoria secret mankeni hala allesandra. Ve bu sene icin kendime koydugum en buyuk hedef de meric ile bulusmak.
  Ben buraya boyle seyler yaziyorum da okuyaniniz var mi acep la?

2 Ocak 2012 Pazartesi

Sayısal Loto vs Milli Piyango



   Acaba hangisi daha mantıklı diye bir inceleme yapayım dedim.
  Sayısal loto: 49 sayıdan 6 tane seçiyorsun
                
  Yani yaklaşık olarak 14 milyonda bir.
  Öte yandan milli piyango: 10 rakamlı, 7 sayı var
               
  10 milyonda bir oluyor.
   Bu açıdan bakarsak milli piyango daha mantıklı duruyor ama bi çeyrek  bilet parası ile 9 kutu oynayabiliyorsun. Yani sayısal lotoda tutturma imkanın daha yüksek.
   Kazanılan miktar ise milli piyangoda 10milyon. Sayısaldaki miktar yaklaşık 2 milyon.
   Milyon kazanma ihtimalin;
   Milli piyangoda 1 milyonda bir
   Sayısal lotoda ise 776 binde bir.
   Sonuç olarak iki durumda da sayısal loto daha mantıklı imiş. Milli piyango bileti alan kafama sıçayımJ
 

Recent Post