Latest News

31 Aralık 2011 Cumartesi

Bir Yılın Daha Sonuna Gelirken


  Dönüp bakınca sene başında gerçekleşen olaylar aslında ne kadar da uzak geliyor. 'hemencecik geçti' diyebileceği bir yıl değil anlaşılan. Tekrardan düşündüm de cidden çok uzak. Eskiden hayatımdan kalan bol dalgalı bir ilişki içinde yeni şehrime, yeni hayatıma alışmaya çalışıyordum sene başında. Şu an hatırlamakta bile zorluk çekiyorum. Bu kadar dolu yaşadı isem +1 olarak kabul edebiliriz herhalde bu seneyi.
    Uzun uzadıya yazdıydım neler olduğunu ama sevmedim sonrasında. Ben size şöyle anlatayım


 

6 Aralık 2011 Salı

Kış kış parazitler kis kis


  Uzun zamandir aklimda da bir turlu kismet olmadi yazmaya. Umarim unuttugum seyler olmamistir.
  İlk kivilcim aklima nereden dustu tam bilmiyorum ama tahminimce sabah erken saatlerde minibus'lerde rastladigim yasli, buyuk ihtimal sirketlerde temizlik yapan (bizim sirkettekilere rastlayinca da ayni seyleri dusunuyorum) teyzeleri gordukten sonra aklima gelen 'allah bilir bunlarin; oglene kadar uyuyup evde oturan, liseyi belki zorla bitirmis belki kabadaliyik yapmaktan onu da bitirememis, tam anlami ile parazit cocuklari vardir' dusuncesinden yola ciktim. 
  Bu yazimizin ana fikri, cokca defa basklarindan duydugum, yurtdisinda aile kavrami fazla yok, birbirlerini cok sevseler de bir cocuk 18 yasini gectikten sonra tamamen kendi ayaklari ustunde durmaya baslar, aileden kopar konusu uzerine. Bunu soyleyenler her seferinde en sonuna da neyseki turk'lerde oyle degil, bizde aile kavrami cok gelismis bir durumda diye ovunerek eklerler. Ama bence boyle degil iste. Gavur dogrusunu yapiyor arkadas. Bir yere kadar buyut sonra ne hali varsa gorsun. 
  Bizdeki bilumum apacilik ve kabadayiligi yapan isin gucu olmayan annesinin yaptigi temizlik vb islerle kazandigi para ile gecinen malak elemanlari evde beslemeleri, bakmalari dogru mu yani. Anneleri yapiyor de bunlar temizlik yapamiyor mu? Kesin anneleri butun gun yorucu bir sekilde calisip eve geldikten sonra ev islerini de yapiyordur.
  Cok uzuluyorum, sadece minibus yolculugu bile iskence gibi gecen, bu teyzelerin bu yasta hala calismalarina. Calisip kazanclarini kendilerine harcalar yine kabul edilebilir sayilabilir ama parazit cocuklarin bu para ile gecinmeleri hatta disari cikip gezmeleri.. İhi olmamali.
  Sozum size: okumayan, adam olmayacak cocuklariniz varsa daha fazla kahrini cekmeyin, kovun gitsin. Adam olacak kadar emegi vermissiniz, bundan sonrasi ona kalmis. Ben kovmaya kiyamam diyorsaniz o zmn hic risk almayin, cocuk yapmayin..
  Pek duzgun ifade edemedim kendimi, metro yolculugu sirasinda yazmaya calistim, umarim ana fikrimi yansitabilmisimdir.

15 Kasım 2011 Salı

Sustukça Sıra Sana Bana Mı Acaba

  Oyle herseye isyan eden bir yapim yoktur. Hele ki gideyim miting yapayim falan, hic isim olmaz. İmza atmaya bile usenirim. Ama yapanlar o kadar kendinizi yoruyorsunuz bari mantikli seyler yapin da bir ise yarasin.
  Gecenlerde taksim'de iki seye rastladim. Daha dogrusu her daim gordugum seyler de bu sefer elestirel baktim. Birincisi taksim metrosundan cikarken tahminimce herkesin farkettigi kabatas funikulerine binmek icin metrodan cikip yeniden para odeme gerekliligi. Hayatimda sadece 2 kere bindim funikulere ama bu olay sinirimi bozuyor. Aktarmadan dolayi indirimli bir fiyat (ki bu fiyat da 1tl, nasil bir ucuzluksa) oldugunun farkindayim ama bence tamamen ucretsiz olmali.
  İkinci sey ise istiklal'e ciktigimda 'hangisi oldugunu simdi hatirlamadigim' bi basbakan yardimcisinin istifa etmesi icin imza toplayan insanlara rastladim. A be arkadaslarim. Adamlar halkin %50'sinin onayini almis, senin orda toplayacagin 5-10 bin imzayi mi tinlayacak. Hade tinladi adam istifa etti, yerine gelecek adam sectiginiz biri mi olacsk. Madem boyle seylerle ugrasacaksiniz ise yarar biseyler yapsaniza. Hem mantikli olsun hem de gerceklersirse ise yarar birsey olsun. Mesela funikuler-metro aktarimi ucretsiz olsun diye birseyler yapin. En azindan uygulanabilir ve uygulanirsa bircok insanin yararina olur. Sonra da baska seyler duzeltirsiniz.
  ODTU'de de sacma sapan konularda yuruyus yapar hicbirsey elde edemezlerdi. İki yemekleri elestir. Hic mi mantik, akil yok sizde yahu! Navier stokes'u cozecegim nedeyse bi bu elemanlari cozemedim. Herhalde mantikli insan olunca bunlarla ugrasmamayi daha cekici buluyorsun. Bilemedim...

7 Kasım 2011 Pazartesi

Bir kus gordum sanki

 Sali gunleri okula giderken 30dk'lik yolu bugun 1.5dk'da kaydettim. Gel de kufretme. Tamam o mesafeyi 1.5dk'da giderek ben de kufru hakettim ama konumuz bu degil.
 Gecenlerde birisi Ankaradaki insanlarin trafik cilesi cekmediginden kisilik olarak daha kaliteli oldugunu iddia etti. Kendini savunma icgudusu ile direk inkar ettim tabi de biraz dusununce mantikli olabilecegini dusundum. Hele ki gecen hafta boyunca hergun disari cikip sinirimin bozulmasini hesaba katinca. Sonradan aklima istanbul'un ankaradan ustun 562 ozelligi aklima geldi ve boylece konuyu kapadim.

6 Kasım 2011 Pazar

Içimdeki Hitler Ortaya Çikti

 Bu hafta icinde 4 gun disari cikinca sehrin ne kadar kalabalik oldugu gozume batti. Bu kadar cok insan oldugunu biliyordum zaten de daha dogrusu sinirimi bozdu. Bir yerden bi yere gitmesi bu kadar mi zor olur.
 Neyse bunun icin ne yapabiliriz diye dusundum, bence devlet istanbul'daki herkese IQ testi uygulasin. Belli de bir limit belirlesin, bence 90 uygun bir limit. Bu limitin altinda kalan gitsin sehirden. Sehrimin temizlikcisi bile yuksek IQ'lu olsun. Nufus en azindan 10'da birine duser, herkes rahat eder.
 İlk dusuncem bu idi ama biraz fasistce bulunabileceginden uygulanamayabilir diye dusundum. Hele milletvekillerinin cogu, uygulanirsa kendilerinin de kovulacagini bildikleri icin karsi cikarlar.
 Sonraki fikrim, hepimix biliyoruz ki istanbulda yasayan ama yasamayan insanlar var. Sabah erkenden kalkip ise giden, aksam gec saatlere kadar calisan, İsten sonra evinde tv karsisinda uyku zamanin gelmesini bekleyen, haftasonlarini para gitmesin diye veya usengeclikten veya baska bir sebepten evde dinlenerek, pinekleyerek geciren insankar var. Bu insanlarin İstanbulda yasamasinin hicbir anlami yok ki! Bu insan Usak'ta yasasa hayati farkli mi olacak? Hayir. O zaman gitsin baska bir sehre.
 Tabi bu insanlari kovarak degil, bu mantigi empose ettikten sonra gidilmesi halinde tesvikler verilecegini soyleyerek yapilmali. Mesela ev saglanmasi, is yeri icin arazi verilmesi, bikac yil vergi alinmamasi fln filan.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Ülkeyi Kurtarma Zamanı!


  Baktım bu iş böyle olmayacak. Elimi taşın altına koyup, duruma et atmaya karar verdim. Buradan yayınlayacağım bilgiler önderliğinde başta İstanbul olmak üzere ülkenin sorunları çözeceğiz. Sonrasında da muasır medeniyetler seviyesine ulaşacağız. İlk hedefim bir sonraki g8 toplantısında yer almak (Kanada'nın ne işi var orada, onu çıkardım. Çok alınırlarsa g9 yaparız). Ama öncesinde öğle yemeği yesem iyi olacak, karnım zil çalıyor.

Hikayedeki 3 Mal'i bulunuz!

  Bugun kadikoy’den eve gelirken otobus’e bineyim dedim. Gidecegim toplam mesafe 15dk’lik yol (taksi ile 18 tl tutuyor, yani 8km fln) ama ilerleyebilmek ne mumkun. Can sikintisindan ulkeyi kurtaracak bilumum meseleyi aklimda evirip cevirirken neden trafigin oldugunu bulmaya calistim ve farkettim ki trafik, metrobusun e5’e baglantisi olan uzuncayirda oluyor. Uzuncayir duragini gecmemiz yaklasik 10 dk surdugunden durumu bolca incleme firsati buldum.
  Mantiken 3 serit gelen bir yolda, trafigin akisini engellememek icin duragi 3 seritten biri olarak yapmaz, iceri dogru bir cep yaparsin. Belediye de bunu dusunmus olacak ki cep yapmis ama belki rize’de olsa yeterli olabilecek buyuklukte bir cep yapmis (birinci mal’imiz burda ortaya cikiyor). 
  Sonrasinda her firsatta diger insanlarin onune gecmeye calisan milletimiz (kendilerini ortamdaki en uyanik insan olarak mi goruyorlar, nedenini tam bilmiyorum) burda da one atlayip zaten o cebi doldurmus oluyor (burda da ikinci mal’imiz gun yuzune cikiyor). 
  Cep insanlar ile doldugunda otobusler mecruben 3 seritli yolun en sag seridinde durmak zorunda kaliyorlar. Simdiden bi daralma oldu. Devam edelim. Sag seritte birkac otobusun yolcu indirme bindirme islemi sirasinda gelen otobusler arkada sira beklemek istemediklerinden cogunlugu minibuslerden olusan ikinci bir otobus sirasi yaratiyorlar (bu da ucuncu mal grubumuz. Aslinda bunlara yawsak vb daha agir sifatlar kullanabiliriz ama size ayip olmasin). Boylece 3 seritli yolun 2 seridi kapanmis oluyor. 
  Bir de az da olsa iki serit durmus otobusu gorunce en soldaki seritten gelip bunlarin arasina girmeye calisarak ucuncu sirayi da kitleyebiliyorlar (artik bunlar icin sizlerden de utanmayip o.cocugu diyorum). Avrupa yakasini bilmiyorum ama anadolu yakasindaki butun trafigin neden duraklardaki bikac sirali yolcu indirme binderme islemi. Sonuc olarak 1’den baslayarak yukarida saydiklarimin hepsine, siktirin gidin lan istanbul’dan diyorum.

Herseyin Baslangici

Cok dusundum tasindim ve sonunda problemin kokune inmeyi basardim. Hersey etrafi caylarla cevrili iki katli koy evinin icinde basladi. Abim evin yakinindaki koy okulunda 4.sinifa gidiyordu. Ve kisin disarda da oynayamadigimizdan cani sikilan bana sayi saymayi ve dort islemi ogretti. Sorunu siz de farkettiniz dimi? Akil var mantik var. Daha okula baslamamis 6 yasindaki bir cocuga ne ogretilir? Tabiki de okuma yazma degil mi! Sen hangi mantikla toplama cikarma ogretirsin ki. Okula baslamamis, okuma yazma bilmeyen bir cocuga toplama cikarma ogretirsen ilerde ne bekleyebilirsin ki bu cocuktan. Ahh ahh, o gun orada ilk olarak 1’i degil de A’yi ogrense idim simdi cok farkli yerlerde cok farkli bir hayat yasiyor olacaktim

Tiyatro Günü

Bir de dün tiyatroya gittim
Yine bi pişmanlık
Daha da gitmem
Zaten toplamda 4 kere gitmişimdir.

Sinemadan sonra tiyatronun hala devam etmesini saçma buluyorum zaten.
Bir de ‘tiyatro sevenler’ gelip saçma sapan esprilere de gülüyorlar ya
Çıkışta da ‘ayy çok komikti fln’

 Bence tiyatro severlerin bir becerisi var,
beyin kapasitelerini yarıya indirip girebiliyorlar tiyatroya
yoksa günlük hayatta tanıdığım bir insanın onlar gülebilmesine imkan yok
Bende bu beceri yok o yüzden sevemiyorum tiyatroyu.

Yani sonuç olarak benim için bale 1, tiyatro 2. sırada gelir sıkıcılık sıralamasında
Bazı şeyleri kendim sevmediğim halde sevenlere hak verdiğim olur(mesela futbol:) )
Ancak tiyatro sevenlere hak vermiyorum, hele bale zaten yerlerde..

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Power of Photoshop

Fotoğraf konusunda boş kaldıkça araştırmalarım devam ediyor. bir iki şey yapayım dedim bu hafta sonu için:


Milliyetçilik Damarım Tuttu:)

Biraz da sanata soyunam dedim

Bunlarla uğraşırken eskilerden bir fotograf buldum, sevdigim bir fotograf, onu da yükleyeyim bari dedim. Bi 10 yıldır gormuyordum bu fotografı da, tabi yersen...:) 

Feedback bekliyorum...

22 Temmuz 2011 Cuma

Sosyal Medyanin Sagladigi Kontrolsuz Guc

  Bugun sabah ntv'de zeytinburnu'daki olaylari okurken belediye baskaninin aciklamalari gozume carpti. Sosyal medyadaki 'surada olumler oldu, burada tutuklanmalar oldu' soylentilerinden dolayi boyle bir taskinlik cikti; gibisinden aciklamalari vardi.
  Onun soyledikleri dogru yanlis arastirmadim ama sosyal medyanin boyle bir gucu olabilir mi diye dusundum. Maalesef olabileceginin farkina vardim. Soyle ki bir tane fenonem cikip olmamis birseyi olmus gibi soylese, takipcilerinin 3'te biri kaale bile almaz, 3'te biri dikkate alir ama dogru mu diye haber sitelerini arastirir, 3'te biri ise 'fenomen' sanilan bu insanlarin bircogunun aslinda ne kadar bos beles insan oldugunun farkinda olmadan soylediklerine inanacaklardir, hatta harekete bile gecenler olabilir.
  Bir yandan sosyal medyanin guclenmesine cok seviniyorum. Cunku eskisi gibi yayin kuruluslarinin insanlari manupule etmesi engellenebiliyor, iki kaynaktan bilgi geldiginden. Ama oteki taraftan da dusuk IQ'lu insanlarin kontrolsuz guc kazanmasina sebep olabiliyor. Hele yurdum insani bu kadar kolay manupule edilebilirken.
  Aslinda ispati cok kolay birsey, birkac fenomen aralarinda anlasip kafalarindan bir haber turetseler insanlarin buna inanip inanmadigini gorebiliriz ama 'fenomen'lerin beni dnleyecegini sanmiyorum:)
  Neyse bakalim gelecek bize neler gosterecek...

28 Haziran 2011 Salı

Niye Bir Amerika Olamıyoruz?

Bugun Kurtköy taraflarından geçerek geldim, baktım yeni bir şehir kuruluyor buraya. Aklıma hemen amerikanın New York’u kurması geldi tabi. Adamlar önce haritayı çizip peşinden şehri kurdular.

Artık gelişmişiz ya, artık moderniz ya hade istanbul’un merkezi zamanında bilinçsiz insanlar yüzünden gelen ev yapmış fln düzensiz iğrenç bir yerleşme var ama burayı mis gibi yaparız diye umuyordum ki gelince bi baktım, 
tey tey…



26 Haziran 2011 Pazar

Gokten 4 Makineci Dusmus

  Bu hafta sonu universiteden 4 arkasimla birlikte Gemlikte idim. Borusan'ın gemlik fabrikasinda calisan arkadasi ne zamandir ziyaret edecektik 1 sene uzerine ancak kismet oldu. Arkadas bizi yalova'da karsiladi, kisa bir selamlasmadan sonra sahilde yururken 70 yaslarinda bir amcam 'gencler bir bakar misiniz?' sorusundan sonra tabi karsisinda 4 tane ODTU Makine mezunu oldugunun farkinda olmadan elindeki goz damlasini gostererek 'bu kadar buyuklukte tasi denize atsan batar ama su koskoca, tonlarca agirliktaki gemiler batmiyor' dedi ve yaa iste bunu herkes dusunemez tavri takilarak 'bir dusunun bakalim neden!' diyerek bizi bizden aldi. Kisa bir sure Bernoulli'den mi arsimed'den mi baslasak kararsizligindan sonra amcanin beynini yakmayalim en iyisi amaciyla 'allahin bi hikmeti iste' deyip devam ettik. Ahh amca ahh, kalan hayatin boyunca arasan yalova'da bu soru ile etkileyemiyecegin baska bir dortlu bulamazsin...:)

12 Haziran 2011 Pazar

Seçimi Yorumlayam Bari

    Yaklasik 7 gibi sandiklarin %50 gibisi acilmis ve akp yaklasik %52 oy almisti. Sonuc belli gibi birsey olmus. Secimi akp'nin %40 ile falan kazanacagina garanti gozuyle bakiyordum zaten bi ay oncesinden. Ama secim propagandalari sirasindaki akp'nin (sadece tayyip degil, recep akdağ fln da özellikle bülent arınç) sacma sapan aciklamalarina sinir olmus bari chp'ye oy vereyim de akp %35 ile falan kazansın belki kendine biraz çeki düzen verir deyip oyumu verip mutlu bir şekilde yuzmeye gittim (sanki guruhlar beni takip ediyor da böyle düşündüm diye %5 oynayacak).
    Sonra %52'yi görünce bir şoke oldum tabi ki. İlk sorguladığım önceki seçime oranlar oyu nasıl artar oldu, ve yaklaşık 4 saattir de bunu düşünüyorum. Aklımda bir şeyler oluşturdum. Etrafımda son donemde yaptığı ayırıcı ve tek güç benim hareketlerinden sonra önceki seçimlerde oy vermiş ama bu sefer vermeyecek insanlar vardı ama onceden vermeyip de şimdi akp'ye verecek kimse tanımıyorum. Bütün Türkiye için de aynı şeyi düşünüyordum dedim, sonuçta parti zaten yönetimde olan bir parti. Düşündüm taşımdım buna ne sebep olabilir dedim tivit'leri ve facebook'taki post'ları okuyunca hala tepki amacıyla akp'ye oy veren insanlar olduğunu anladım. Çünkü 'Aydın Türk' diye geçinen insanlar daha önceki seçimlerde göbeğini kaşıyan vb şeklindeki hitaplarına devam ediyordu. (bir örnek: Bizim millet gariptir her lafi kaldirmaz ibne dersn kizar sikersin aldirmaz). Sen her seçimden sonra ve önce insanlara böyle hitap edersen o da tabi ki insanlık içgüdüsü olarak rte'yi savunur. O yüzden diyorum ki, suçluyu uzaklarda arayıp halkın %52'sine küfretmek yerine belki de suçu biraz da kendimizde aramalıyız. 
   Son olarak yerel seçimler sonrasında facebookta yazdığım yazıyı tekrarlamak istiyorum: "Millete koyun koyun derseniz onlar da toplanıp size koyarlar."
   Hala geç kalmış sayılmayız...

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Fikrinizi Alsam?

Fotoğraflara imza eklemek için arayış içindeyim. Bunun için 3 tane farklı format hazırladım. Hangisini daha güzel?
Not: Dıştaki beyaz kısım blogspot'un kendi eklentisidir, onu dikkate almayın:)

İmza 1
imza 2
imza 3 
imza 1 
imza 2 
imza 3

Hiçbiri değil, şunu yapsan daha iyi olur önerilerine de açığım:)
Son olarak hazırlanması en kolay olanı imza1:) en azından alternatif yollar bulana kadar...

22 Mayıs 2011 Pazar

Bir Fotografin Var Olma Hakki

 Yaklasik bir bucuk yildir nikon d90(yari profesyonel) kullaniyorum. Ondan once de fotograf makinem var idi ama cok fazla ciddiye alarak ilgilenmiyordum. Gerci d90'dan sonra da hayatimi buna adadim denemez ama az az kendimi gelistiriyorum. Daha once de basima gelen bir olayi, tahminimce hepiniz yasamissinizdir bazilariniz benim tarafimda bazilariniz karsi tarafta olarak, bu hafta tekrardan yasayinca bi yazayim dedim.
  Olay bir arkadasim komik birsey yaparken fotografini cekmem ve sonrasinda arkadasimin gizlice makineyi alip fotografi silmesi. Kimsenin fotografini zorla saklamak gibi bir dusuncem yok. Birisinin kendisine ait(aslinda fotograf cekene mi cekilene mi aittir, o da apayri bir konu)  hosuna gitmeyen fotografinin silinmesini istemesi gayet normal. ama bunu makineyi gizlice alarak silmesi hic hos birsey degil. Fotografi alip facebook'a koymayacagiz, veya millete yaymiyacagiz tabiki. Ama buna ikna edici degilse, arkadaslarima fotograf'i sadece kendilerine alip sonra silmelerini oneririm. Benim elime bile gecme imkani olmadan. Fotograf ne kadar kotu de dalga gecilecek bir fotograf olsa da silinmeyi haketmiyor. Benim dusuncem boyle. Bir fotograf bir insan icin ne kadar dalga gecilebilecek, cirkin olsa da (bulanik veya bombos fotograflar haric) yasamayi hakediyor...

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Otobuste canim sikilirken...

İs teklifi alali yaklasik bir sene oldu. Gecen sene bu zamanlarda SEM'de huseyin Vural ile konusurken gelen bir telefon ile ford'dan teklif almistim. İlk tepkim dusunmek icin birkac gun izin istemek idi, roketsan'a girmeye garanti gozuyle bakiyordum ama hangisini gercekten istiyordum? Roketsan yuksek ucret veren, hakikaten arge yapan ama monoton bir sirketti. Ankarada kurulu olan duzenimi devam ettirmemi saglayacak bir is imkani. O zamanlad duzenli bir iliskim vardi abkarada olan. Oteki taraftan ford istanbulda idi ve her zaman gozumde bir numara olan sehirde yasamami saglayacakti. O an icin suregelen hayatta degisiklik yapmak insanin gozune korkutucu geliyordu, ama icten icte yeni bir hayata baslamak istedigimi de inkar etmemem gerek. Ama ford'u asil tercih etmemin sebebi itiraf etmesem de ilk teklifin oradan gelmis olmasi idi. Aslinda ilk kabul edisim tamamen kabul edeyim baska is bulursam gelmiyorum derim idi ama bir isi garantiledikten sonra dogru duzgun is aramiyorsun tabi. Ama o ilk gun beri ford'da kalici degilim dusuncesi hep aklimda oldu, surekli bir is arayisinda oldum ama hicbir zaman gercek mana da is aramadim. Sanirsam icten ice suan icin ford'da calismanin en mantiklisi oldugu kanisina variyorum. Aslina bakarsam suan tek sikintim isyerinin uzak olmasi. Onun disinda herseyden mutlu olabirim gibime geliyor. Planladigim yere gelmeyen gereksiz bir yazi oldu:) oyle kendi kendime konusuyormusun gibi oldu. Bu kadar yazdiktan sonra yayinlayayim bari...

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Bungeee time



Gecen hafta sonu bunge jumping yaptim bir arkadasla, buraya yazayim  dedim dusuncelerimi. Oncelikle beykoz hayalkahvesi idi vinc'in kuruldugu mekan ve yer guzelmis, doga icinde bogaz kenarinda...
Nisan basi gibi arkadasin, firsat sitelerinin birinden gelen maili bana forward'lamasi ile basladi hersey. İkimizin de birbirini gazlamasi ile almaya karar verdik. Normalde 150tl imis, kampanya ile 75tl'ye aldik. Sonrasinda biraz arastirma yaptim, turkiyede bayagi biryerde yapiliyormus zaten. Bizim atlayacagimiz ekip de universite senlikleri fln bayagi yerde insanlari bungelemis.

O bu derken vakit hizlica gecti ve bungee time'i geldi catti. İkimiz de hee huu ne olcak ki lagalugalari ile mekana gittik, vinci gorunce yaa bu cok alcakmis ya, cok az dusucegiz vb kucumseme hareklerinden sonra ilk kim atlayacak diye sordular ben atlarim dedim. Sikica her tarafimdan onla bunla bagladilar sonra hoca ile platforma bindik ve vinc bizi yukari cekmeye basladi. Asagidan hic yuksek gozukmemesine ragmen vinc cektikce cekti, tepeye ulastigimizda ise manzara her ne kadar super olsa da asagidaki insanlari zor bela secebildigin bir yukseklige geldigini farkediyorsun ve hocanin yukari cikarken anlattigi talimatlari uygulayarak platformun ucuna gelip kendini sarkitiyorsun. İste gotum gotum canlarinin caldigi adrenalin bosalmasi yasandigi zaman burasi. Oyle bir adrenalin salgiliyorsun ki damarlarinda ilerledikce gectigi bolgeyi uyustuyor. Hocanin 3 dedigi anda isyani basip beyaz kasa donuserek beynin kontrolunden cikan el ise demiri birakmakta kararli... Ondan sonra butun konsantreni toparlayip ellerine emir vermeye calisiyorsun ve tam kontrolu ele gecirdigin sirada sevinc cigliklari atmaya calisirken sesinin cikmadigini farkediyorsun, iki saniye de ciglik pratigi yaptiktan sonra ellerini birakiyorsun ve party time...
Seni yavaslatan hicbirsey olmadan yere dogru yaklasiyorsun, hizin bir anda 60-70km/h ulasiyor ve fazla yuksekten atlamadigindan cisimler o kadar hizli buyuyor ki, sonra ipin gerilmesi yavaslaman ve ayni hizla yukari dogru cekilmen... Bu sure zarfinda beynine hucum eden bol adrenalinli kan yuzunden ambole oluyorsun ve asagi dogru mu yukari dogru mu anlayamadigin iki uc salinimdan sonra birkac kisi seni yakalayip yataga yatiriyor ve hayatinin en adrenalin dolu 1 dakkasini gecirmis oluyorsun...


Bir iki teknik ayrinti vermek gerekirse, 55 metreden atladim. Yaklasik yere 15 mt kalana kadar falan dusuyorsun. 3 sn fln serbest dusme yapip sonrasinda ip ile salinim yapiyorsun. İpe bacaklarindan baglisin, govdene bagli olan kisim guvenlik amacli eger olurda bacaklarindakinde baglantida sorun olursa oradan tutuyor seni. Artistlik atlayislar yapmadigin surece kalp krizi haric hic bir riski yok:)

10 Mayıs 2011 Salı

Ibiza tatili


Geçen işteki arkadaşlarla konu nereden dönüp dolaştı ise ibiza'ya geldi. Eee bi gidip görmek lazım ama bu sene zor para yok dedim içimden. Sonra akşam araba ile eve dönerken metro fm'de bir kampanya olduğunu duydum. Girdim başvurdum. Büyük ihtimalle çıkmaz ama sanki taş attım da kolum yoruldu. Zaten sadece adını soyadını yazıyorsun bitiyor. Ama ya tutarsa!
Adresini veriyorum aşağıda. Like ettikten sonra anasayfanı dolduracak deli gibi post da yollamıyor. zaten çekilişten sonra da unlike edeceğim:) Gir kaydol, kazanır da gitmek istemezsen bana satabilirsin:)
http://www.facebook.com/MetroFm

19 Nisan 2011 Salı

Yeni Yemek Binası


Başka bir yazıda da yazmıştım tubitak'ın kampus'unde çalışıyorum. Bir yemekhanemiz vardı ama çalışan sayısı iyice artınca artık ayrı bir binaya daha büyük bir şekilde yeni yemekhane açıldı ve dün de orası kullanılmaya başladı. Daha önce içine hiç girmemiştim ama dışarıdan kocaman bina olduğunu görüyordum. Ve çalışan sayısının da o kadar arttığı bilinçaltımda olduğundan içeride kocaman rahat rahat oturabileceğimiz bir mekan olur sanıyordum ama pazartesi bir girdim ne göreyim! binayı tasarlayan üstün yaratıcı becerikli mimar insan öyle bir tasarım yapmış ki  binanın %80'i merdiven boşluğu. Böyle antre falan aklınıza gelmesin, bildiğiniz boşluk. Oturma yerleri yine az, yemeği aldıktan sonra yine oturacak yer alıyorsun. Ve en etkileyici olanı da o kadar büyük yapılan merdiven boşluğunda o kadar küçük merdiven koymuşlar ki geçerken diğerlerine çarpa çarpa gidiyorsun. Ahh yurdum mimarı, ahh bunu onaylayan güya ülkemizin bilim yuvası...

17 Nisan 2011 Pazar

Gereksiz bir hafta sonu

Pazar günü akşamına doğru yaklaşırken bu hafta sonunu ne kadar boş ve sıkıcı geçirdiğimi fark ettim. Hafta sonunun her vaktinde de ne kadar boş olduğunun farkında idim de şimdi sona yaklaşırken insan daha bir duygusal oluyor. Hem cuma hem cumartesi yarın nasıl olsa işe gideceğim mantığı ile hiç bir şey planlamadım. ama iki sabah da uyanınca üşenip işe gitmediğimden öyle kaldım. Gerçi işe gitmeyecek olsam da bir şey bulabilir miydim bilmiyorum ama olsun bu hafta için bahanem bu olsun.
Hafta sonu dışarı çıkınca eve gidebilmek için can atıyorum. Evde oturunca da niye dışarı çıkmadım diye depresyona giriyorum. Eskiden de pek dışarı çıkmazdım ama içim rahattı, evi seviyordum. Bakalım yeni dengemi ne zaman oturtacağım.
O kadar çok sıkıldım ki evde kendime site bile hazırladım. about.me/enderakgul . Bakalım bir kaç hafta daha böyle boş boş evde kalırsam güzel birşeye çevirebilirim belki.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Nukleer zararli tamam da ya digerleri?

Gecen hafta sonu rafting yapmaya melen cayina gittik liseden beri cok samimi oldugum arkadaslarimla. Kac senedir aklimda idi ama bir turlu gidememistim. Artik eskisine gore daha duzenli ve parali bir hayatim oldugundan firsatini bulur bulmaz hemen gittim. Melen’in en azgin bir zamaninda gitmemize ragmen, kani kaynayan enerjik gencligi kesmedi tabi hemen pesinden bir ust kademe olan dalaman hakkinda arastirma yapmaya basladim. O da kesmezse coruh’a gidecektik(alakasiz ama dipnot olarak dursun). Ancak tur vb seyleri arastirirken bir de gordum ki yqpimi biten baraj kullanima acildigindan artik normal parkurda rafting yasaklanmis. Tepem atti tabi. Turizm icin gayet guzel imkanlara sahip olan dalaman pert olmus bir baraj yuzunden. Turizmin geliri, ulke tanitiminda rol oynamasi, guzel bir ulke oldugumuzu gostermesi ozelliklerini gectim biz nerede rafting yapacagiz? Tabi bu sadece su ara haberini aldigim bir tane barajin zarari, hes vs nukleer karsilastirmasini bir onceki yazimda gorebilirsiniz bakmak isterseniz. Biraz gozlerimizi acalim da manupule olmayalim lutfen. Bir de cevap olarak gunes panellerini veya ruzgar gullerini savunan bir yazi yazacaksaksiniz once iyi bir arastirma yapin…

Nükleer Santral Olsun Olmasın?

Nükleer santral konusunda birçok tartışma var bugünlerde. Her ne kadar maymun iştahlı olan milletimiz günden güne konuları değiştirip eskisini hemen unutsa da bir iki şey karalayayım da elimden gelirse birazcık bilgi vereyim. Öncelikle söylemek isterim ki Nükleer Santrali savunacağım ama RTE taraftarı değilim. Hatta tüp vb saçma savunmalardan dolayı neredeyse taraf değiştireceğim.
Nükleer santralin bir kaza durumunda çok büyük zararlara sebep olduğunu biliyoruz. Çernobil en büyük örneği, Japonya’daki durum da bir göstergesi. Ancak günümüz teknoloji zamanı olduğunda hayatımızın her yerinde artan bir enerji ihtiyacı oluyor. Bunu elde etmenin tek yolu nükleer değil tabi ki. Baraj, Güneş, Rüzgar, Termik santraller var. Başka da vardır belki ama benim bildiğim en meşhurları bunlar. Ülkemiz güneş panelleri ile enerji üretecek kadar zengin bir durumda değil. Çünkü şu an güneş enerjisi ile elektrik üretmenin verimi zaten çok düşük bu bir de güneş ışınlarını dik alamayan bir ülkede kurulunca daha da düşüyor. Termik zaten kafadan kötü ve verimsiz. O yüzden o ikisini geçiyorum. Hidroelektrik santraller her ne kadar yenilenebilir enerji olsa da hem öncesindeki doğa yerlerini su basması ile yok ediyor ve bence daha önemlisi ortamın nem’ini arttırdığından direkt olarak doğa koşullarını bozuyor. Ayrıca temiz su elde etmemizi de azalttığını da söylemek lazım. Rüzgar güllerinin yaptığı gürültü haricinde pek önemli bir zararı olduğu söylenemez (gürültüden ne olacak demeyin, Hollanda’da büyük bir sorun olmak üzere). Nükleer santralin bir kaza durumunda büyük bir zarara yol açacağı doğru olsa da normal çalışma zamanında güzel bir önlemler ile zararsız bir şekilde kullanılabiliyor.
Şimdiye kadarki açıklamalar ile nükleer santral pek mantıklı durmadı tabi. Ne gerek var o kadar risk almaya. Birazcık da sayısal verilerden konuşursak Sinop’ta kurulması planlanan santralin üretmesi beklenen gücü 15000 MW. Türkiye’nin en büyük barajı olan Atatürk barajı’nın gücü ise 2400 MW. Yani 6 tane Atatürk barajı kurarsak nükleer’e yetişebiliyoruz. Tabi 6 tane Atatürk barajının sebep olacağı doğa yıkımını da düşünmek lazım. Rüzgar gülü ise 7 MW üretiyor. O yüzden onu hiç katmıyorum bu hesaba. Çünkü ihtiyacımızı karşılamaya yaklaşamayacak durumda. Sinop’taki santralin 2.6 milyar dolara kurulması planlanıyor. Atatürk barajı ise 4 milyar’a kurulmuş. Altı ile de çarpmak gerektiğini söylememe gerek yok herhalde.
Sonuç olarak çok büyük tehlikelere yol açabilecek gibi dursa da o gücü karşılayacak diğer santraller de yeterince büyük zarara yol açacaklar. Sadece zararları bir anda ortaya çıkmadığından gözümüze batmıyor. Umarım nükleer’i desteklemeyenler de okumuştur çünkü eleştirmeden önce karşı fikri tanımanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Turk insani medeniyetin neresinde acaba?

Gecen gun bir haber okudum. Haberin ana basligi konudan biraz alakasizdi; ‘kazak giymek seksidir’. Yazinin asil konusu kuresel isinmaya karsi alinan onlemlerdir. İnsanlari evlerinde kazak ile oturtmak icin boyle psikolojik tesvik edici seyler yapilabilir icin bir ornekti bu kazak ve seksilik olayi. Baska bircok onlemler de yaziyordu gazete. İngilterede ofislerde bantaniye dagitilmis. Boylece daha az yakit harcanacak ve kuresel isinmaya karsi kucuk bir onlem olacakti. Cunku yeryuzundeki yakit tuketiminin oldugu en onemli seylerden birisi isinma imis. Japonyada da yazin kravat ve ceket giyilmiyormus. Boylece klimayi daha az calistiriyorsun. Bunlar gercekten takdir ettigim davranislar. Demekki oradaki insanlar sadece kendilerini degil butun insanligi dusunuyor.
Gelegelelim Turkiyeye. Turkiyenin bilim kurulusu olan Tubitak’in kampuslerimdem birinde calisiyorum. Bir bilim kurulusu oldugundan ve yayilarinda cokca kuresel isinma vb konular ile yeryuzunu, havyanlari koruma bahsettigindan ve de diger kuruluslara ornek olmasi gerektiginde yukarida bahsettiklerime benzer bir uygulama beklersiniz degil mi tubitaktan. Benim de beklentim o yonde idi ama burada calistigim zaman diliminde yasamis oldugum gercek beni hayal kirikligina ugratti. Bir arkadasimin getirdigi termostat ile surekli sicaklik olcumu yapiyoruz ve kis boyuncs gun icinde ofis sicakligi 28 derece… Bu arada ustte bahsetmeyi unuttum. İngilterede su anki ofis sicakliklari 18-20derece. İnsalar onu 17 ye falan cekmeye calisiyor bu onlemler ile.
Bu ulkede boyle seyleri gordukce uzuluyorum. Herkes kendini dusunuyor…

Java



İki haftadır iş dolayısı ile birer gün olarak java kursuna gidiyorum. ama iki gün deyip geçmeyin, 4 kişi gidiyoruz kursa (normalde 15 kişi falan alınan bir kurs) ve günde 8 saat aralıksız anlatıyor hoca. Hoca hakkını veriyor. Gerçekten güzel anlatıyor ve konuya hakim. Tabi parayı iş yeri karşılayınca kaliteli eğitim almak mümkün olabiliyor. iki gün daha gideceğim. Toplamda 32 saatlik bir kurs olacak. Ama eğitime katılan herkesin altyapısının iyi olması dolayısı ile çok hızlı işliyoruz yani kurs sonunda gayet iyi bir şekilde öğrenebileceğime inanıyorum (normalde kurslar 100 150 saat oluyor da onlar ile karıştırmayın diye söyledim).

Şu aralar kendi mesleğim ile bir ton şüphem var, bir önceki yazıda da dile getirmiştim zaten. Bu kursa gidince de kod yazmayı ne kadar sevdiğimi hatırladım. Bilgisayar mühendisliği okumama rağmen kod yazılan dersleri çok severdim. Java öğrenmeye başlayınca da aklımdan acaba yazılıma mı geçsem diye şüpheler oluşmaya başladı. Şundan eminim, hani yanlış yönlendirmeler ile yanlış tercih yapan insanlar oluyor ya ÖSS’den sonra, işte ben de kesinlikle öyle bir insanım. Hem dersaneden hem de ailemden gelen yönlendirmeler sonucunda bilgisayar mühendisliğine gitmedim. Sanki hepsi birleşip benim bilgisayar mühendisi olmamam için sürekli kötülediler. Küçük yaşta olmam sonucunda ben de gitmedim tabi ki. Tamam o zaman bir hata yaptığıma inanıyorum ama şimdi ne yapabilirim onu bilemedim.
Şu an java çok güzel geliyor ama bu, daha sadece ilk konuları gördüğümden olabilir (Tabi kodlamayı çekici klan şeylerden biri de günümüzde Facebook, twitter gibi şeylerin kısa zamandan uçuk paralar kazandırması). Aslında şu an elimde saygın bir okuldan kaliteli bir diploma olmasa hiç düşünmem kodlamaya geçerdim ama şu an sahip olduklarını bırakıp başka bir mesleğe geçmek kolay olmuyor.
Bakalım ilerleyen günlerde neler yapacağım…

Kelebek etkisi

Bugün Boğaziçi Üniversitesi İngilizce yeterlilik sınavı açıklandı. Writing bolumunden kalmışım. Bu yüzden mastera kabul edilemiyorum tabiki. Saçmalık…
Lisansı zaten tamamen İngilizce egitim veren en kaliteli universiteleren birinde okudum. Ki bence en iyisi, yoksa onu şecmezdim. Bunun üstüne neden İngilizce sınavı istiyorsun ki. Hade onu geçtim writing, kombimizde bilgini ölçmüyor ki, kompozisyon yazabilmez gereğini ölçüyor tamamen ve kalıplarını ezberleyip geçtiğin bir sınav. Neyse sınır olmamdan kaynaklanan asabi bir giriş yaptıktan sonra en kötü ihtimalle yarı sene kaybetmeme sebep olacak bu gereksiz sınav acaba sadece yarı seneye mı sebep olacak. Su an icin aklımda zaten tereddütler icinde devam ettigim mesleğimi değiştirmek var. Her ne kadar nefret etmesem ded hem calışma koşulları daha iyi olan hem de parası daha iyi olan ancak insanlığa katkısı daha az olan meslek dallarına mı geçsem diyorum.
Tabi bu yaZiyi yazmamın sebebi aklimdaki fikirlerin ne olduğunu paylaşmak değil asıl amacım boyle küçük seylerin nasıl da hayatımıza yon verdigi düşüncesini sizlerler paylaşmak. Sınavda önce hatta sınav sırasında nasıl olsa gecerim mantığı ile davranmayip birazcık özen gösterse idim hayatım çok farklı seyredecekti, şimdi ise neler olacak kim bilir. Anlık düşünceler anlık davranışlar…
ÖSS dden sonra tercihleri okula teslim etmeye gittiğimde aslında mimarlık tercih etmiş bir arkadasıma rastlamış ve kısa bir konuşma sonrasında tercihini dişçimin olarak degistirtmistim. Bu sene discilikten mezun olacak. Peki ya tercih formunu teslim değmeye giderken bindiğim otobüsü kacirip arkadasım ile karşılaşmamış olsa idim ne olacaktı???

Recent Post