19 Nisan 2011 Salı
Yeni Yemek Binası
Başka bir yazıda da yazmıştım tubitak'ın kampus'unde çalışıyorum. Bir yemekhanemiz vardı ama çalışan sayısı iyice artınca artık ayrı bir binaya daha büyük bir şekilde yeni yemekhane açıldı ve dün de orası kullanılmaya başladı. Daha önce içine hiç girmemiştim ama dışarıdan kocaman bina olduğunu görüyordum. Ve çalışan sayısının da o kadar arttığı bilinçaltımda olduğundan içeride kocaman rahat rahat oturabileceğimiz bir mekan olur sanıyordum ama pazartesi bir girdim ne göreyim! binayı tasarlayan üstün yaratıcı becerikli mimar insan öyle bir tasarım yapmış ki binanın %80'i merdiven boşluğu. Böyle antre falan aklınıza gelmesin, bildiğiniz boşluk. Oturma yerleri yine az, yemeği aldıktan sonra yine oturacak yer alıyorsun. Ve en etkileyici olanı da o kadar büyük yapılan merdiven boşluğunda o kadar küçük merdiven koymuşlar ki geçerken diğerlerine çarpa çarpa gidiyorsun. Ahh yurdum mimarı, ahh bunu onaylayan güya ülkemizin bilim yuvası...
17 Nisan 2011 Pazar
Gereksiz bir hafta sonu
Pazar günü akşamına doğru yaklaşırken bu hafta sonunu ne kadar boş ve sıkıcı geçirdiğimi fark ettim. Hafta sonunun her vaktinde de ne kadar boş olduğunun farkında idim de şimdi sona yaklaşırken insan daha bir duygusal oluyor. Hem cuma hem cumartesi yarın nasıl olsa işe gideceğim mantığı ile hiç bir şey planlamadım. ama iki sabah da uyanınca üşenip işe gitmediğimden öyle kaldım. Gerçi işe gitmeyecek olsam da bir şey bulabilir miydim bilmiyorum ama olsun bu hafta için bahanem bu olsun.
Hafta sonu dışarı çıkınca eve gidebilmek için can atıyorum. Evde oturunca da niye dışarı çıkmadım diye depresyona giriyorum. Eskiden de pek dışarı çıkmazdım ama içim rahattı, evi seviyordum. Bakalım yeni dengemi ne zaman oturtacağım.
O kadar çok sıkıldım ki evde kendime site bile hazırladım. about.me/enderakgul . Bakalım bir kaç hafta daha böyle boş boş evde kalırsam güzel birşeye çevirebilirim belki.
Hafta sonu dışarı çıkınca eve gidebilmek için can atıyorum. Evde oturunca da niye dışarı çıkmadım diye depresyona giriyorum. Eskiden de pek dışarı çıkmazdım ama içim rahattı, evi seviyordum. Bakalım yeni dengemi ne zaman oturtacağım.
O kadar çok sıkıldım ki evde kendime site bile hazırladım. about.me/enderakgul . Bakalım bir kaç hafta daha böyle boş boş evde kalırsam güzel birşeye çevirebilirim belki.
16 Nisan 2011 Cumartesi
Nukleer zararli tamam da ya digerleri?
Gecen hafta sonu rafting yapmaya melen cayina gittik liseden beri cok samimi oldugum arkadaslarimla. Kac senedir aklimda idi ama bir turlu gidememistim. Artik eskisine gore daha duzenli ve parali bir hayatim oldugundan firsatini bulur bulmaz hemen gittim. Melen’in en azgin bir zamaninda gitmemize ragmen, kani kaynayan enerjik gencligi kesmedi tabi hemen pesinden bir ust kademe olan dalaman hakkinda arastirma yapmaya basladim. O da kesmezse coruh’a gidecektik(alakasiz ama dipnot olarak dursun). Ancak tur vb seyleri arastirirken bir de gordum ki yqpimi biten baraj kullanima acildigindan artik normal parkurda rafting yasaklanmis. Tepem atti tabi. Turizm icin gayet guzel imkanlara sahip olan dalaman pert olmus bir baraj yuzunden. Turizmin geliri, ulke tanitiminda rol oynamasi, guzel bir ulke oldugumuzu gostermesi ozelliklerini gectim biz nerede rafting yapacagiz? Tabi bu sadece su ara haberini aldigim bir tane barajin zarari, hes vs nukleer karsilastirmasini bir onceki yazimda gorebilirsiniz bakmak isterseniz. Biraz gozlerimizi acalim da manupule olmayalim lutfen. Bir de cevap olarak gunes panellerini veya ruzgar gullerini savunan bir yazi yazacaksaksiniz once iyi bir arastirma yapin…
Nükleer Santral Olsun Olmasın?
Nükleer santral konusunda birçok tartışma var bugünlerde. Her ne kadar maymun iştahlı olan milletimiz günden güne konuları değiştirip eskisini hemen unutsa da bir iki şey karalayayım da elimden gelirse birazcık bilgi vereyim. Öncelikle söylemek isterim ki Nükleer Santrali savunacağım ama RTE taraftarı değilim. Hatta tüp vb saçma savunmalardan dolayı neredeyse taraf değiştireceğim.
Nükleer santralin bir kaza durumunda çok büyük zararlara sebep olduğunu biliyoruz. Çernobil en büyük örneği, Japonya’daki durum da bir göstergesi. Ancak günümüz teknoloji zamanı olduğunda hayatımızın her yerinde artan bir enerji ihtiyacı oluyor. Bunu elde etmenin tek yolu nükleer değil tabi ki. Baraj, Güneş, Rüzgar, Termik santraller var. Başka da vardır belki ama benim bildiğim en meşhurları bunlar. Ülkemiz güneş panelleri ile enerji üretecek kadar zengin bir durumda değil. Çünkü şu an güneş enerjisi ile elektrik üretmenin verimi zaten çok düşük bu bir de güneş ışınlarını dik alamayan bir ülkede kurulunca daha da düşüyor. Termik zaten kafadan kötü ve verimsiz. O yüzden o ikisini geçiyorum. Hidroelektrik santraller her ne kadar yenilenebilir enerji olsa da hem öncesindeki doğa yerlerini su basması ile yok ediyor ve bence daha önemlisi ortamın nem’ini arttırdığından direkt olarak doğa koşullarını bozuyor. Ayrıca temiz su elde etmemizi de azalttığını da söylemek lazım. Rüzgar güllerinin yaptığı gürültü haricinde pek önemli bir zararı olduğu söylenemez (gürültüden ne olacak demeyin, Hollanda’da büyük bir sorun olmak üzere). Nükleer santralin bir kaza durumunda büyük bir zarara yol açacağı doğru olsa da normal çalışma zamanında güzel bir önlemler ile zararsız bir şekilde kullanılabiliyor.
Şimdiye kadarki açıklamalar ile nükleer santral pek mantıklı durmadı tabi. Ne gerek var o kadar risk almaya. Birazcık da sayısal verilerden konuşursak Sinop’ta kurulması planlanan santralin üretmesi beklenen gücü 15000 MW. Türkiye’nin en büyük barajı olan Atatürk barajı’nın gücü ise 2400 MW. Yani 6 tane Atatürk barajı kurarsak nükleer’e yetişebiliyoruz. Tabi 6 tane Atatürk barajının sebep olacağı doğa yıkımını da düşünmek lazım. Rüzgar gülü ise 7 MW üretiyor. O yüzden onu hiç katmıyorum bu hesaba. Çünkü ihtiyacımızı karşılamaya yaklaşamayacak durumda. Sinop’taki santralin 2.6 milyar dolara kurulması planlanıyor. Atatürk barajı ise 4 milyar’a kurulmuş. Altı ile de çarpmak gerektiğini söylememe gerek yok herhalde.
Sonuç olarak çok büyük tehlikelere yol açabilecek gibi dursa da o gücü karşılayacak diğer santraller de yeterince büyük zarara yol açacaklar. Sadece zararları bir anda ortaya çıkmadığından gözümüze batmıyor. Umarım nükleer’i desteklemeyenler de okumuştur çünkü eleştirmeden önce karşı fikri tanımanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Turk insani medeniyetin neresinde acaba?
Gecen gun bir haber okudum. Haberin ana basligi konudan biraz alakasizdi; ‘kazak giymek seksidir’. Yazinin asil konusu kuresel isinmaya karsi alinan onlemlerdir. İnsanlari evlerinde kazak ile oturtmak icin boyle psikolojik tesvik edici seyler yapilabilir icin bir ornekti bu kazak ve seksilik olayi. Baska bircok onlemler de yaziyordu gazete. İngilterede ofislerde bantaniye dagitilmis. Boylece daha az yakit harcanacak ve kuresel isinmaya karsi kucuk bir onlem olacakti. Cunku yeryuzundeki yakit tuketiminin oldugu en onemli seylerden birisi isinma imis. Japonyada da yazin kravat ve ceket giyilmiyormus. Boylece klimayi daha az calistiriyorsun. Bunlar gercekten takdir ettigim davranislar. Demekki oradaki insanlar sadece kendilerini degil butun insanligi dusunuyor.
Gelegelelim Turkiyeye. Turkiyenin bilim kurulusu olan Tubitak’in kampuslerimdem birinde calisiyorum. Bir bilim kurulusu oldugundan ve yayilarinda cokca kuresel isinma vb konular ile yeryuzunu, havyanlari koruma bahsettigindan ve de diger kuruluslara ornek olmasi gerektiginde yukarida bahsettiklerime benzer bir uygulama beklersiniz degil mi tubitaktan. Benim de beklentim o yonde idi ama burada calistigim zaman diliminde yasamis oldugum gercek beni hayal kirikligina ugratti. Bir arkadasimin getirdigi termostat ile surekli sicaklik olcumu yapiyoruz ve kis boyuncs gun icinde ofis sicakligi 28 derece… Bu arada ustte bahsetmeyi unuttum. İngilterede su anki ofis sicakliklari 18-20derece. İnsalar onu 17 ye falan cekmeye calisiyor bu onlemler ile.
Bu ulkede boyle seyleri gordukce uzuluyorum. Herkes kendini dusunuyor…
Gelegelelim Turkiyeye. Turkiyenin bilim kurulusu olan Tubitak’in kampuslerimdem birinde calisiyorum. Bir bilim kurulusu oldugundan ve yayilarinda cokca kuresel isinma vb konular ile yeryuzunu, havyanlari koruma bahsettigindan ve de diger kuruluslara ornek olmasi gerektiginde yukarida bahsettiklerime benzer bir uygulama beklersiniz degil mi tubitaktan. Benim de beklentim o yonde idi ama burada calistigim zaman diliminde yasamis oldugum gercek beni hayal kirikligina ugratti. Bir arkadasimin getirdigi termostat ile surekli sicaklik olcumu yapiyoruz ve kis boyuncs gun icinde ofis sicakligi 28 derece… Bu arada ustte bahsetmeyi unuttum. İngilterede su anki ofis sicakliklari 18-20derece. İnsalar onu 17 ye falan cekmeye calisiyor bu onlemler ile.
Bu ulkede boyle seyleri gordukce uzuluyorum. Herkes kendini dusunuyor…
Java
İki haftadır iş dolayısı ile birer gün olarak java kursuna gidiyorum. ama iki gün deyip geçmeyin, 4 kişi gidiyoruz kursa (normalde 15 kişi falan alınan bir kurs) ve günde 8 saat aralıksız anlatıyor hoca. Hoca hakkını veriyor. Gerçekten güzel anlatıyor ve konuya hakim. Tabi parayı iş yeri karşılayınca kaliteli eğitim almak mümkün olabiliyor. iki gün daha gideceğim. Toplamda 32 saatlik bir kurs olacak. Ama eğitime katılan herkesin altyapısının iyi olması dolayısı ile çok hızlı işliyoruz yani kurs sonunda gayet iyi bir şekilde öğrenebileceğime inanıyorum (normalde kurslar 100 150 saat oluyor da onlar ile karıştırmayın diye söyledim).
Şu aralar kendi mesleğim ile bir ton şüphem var, bir önceki yazıda da dile getirmiştim zaten. Bu kursa gidince de kod yazmayı ne kadar sevdiğimi hatırladım. Bilgisayar mühendisliği okumama rağmen kod yazılan dersleri çok severdim. Java öğrenmeye başlayınca da aklımdan acaba yazılıma mı geçsem diye şüpheler oluşmaya başladı. Şundan eminim, hani yanlış yönlendirmeler ile yanlış tercih yapan insanlar oluyor ya ÖSS’den sonra, işte ben de kesinlikle öyle bir insanım. Hem dersaneden hem de ailemden gelen yönlendirmeler sonucunda bilgisayar mühendisliğine gitmedim. Sanki hepsi birleşip benim bilgisayar mühendisi olmamam için sürekli kötülediler. Küçük yaşta olmam sonucunda ben de gitmedim tabi ki. Tamam o zaman bir hata yaptığıma inanıyorum ama şimdi ne yapabilirim onu bilemedim.
Şu an java çok güzel geliyor ama bu, daha sadece ilk konuları gördüğümden olabilir (Tabi kodlamayı çekici klan şeylerden biri de günümüzde Facebook, twitter gibi şeylerin kısa zamandan uçuk paralar kazandırması). Aslında şu an elimde saygın bir okuldan kaliteli bir diploma olmasa hiç düşünmem kodlamaya geçerdim ama şu an sahip olduklarını bırakıp başka bir mesleğe geçmek kolay olmuyor.
Bakalım ilerleyen günlerde neler yapacağım…
Kelebek etkisi
Bugün Boğaziçi Üniversitesi İngilizce yeterlilik sınavı açıklandı. Writing bolumunden kalmışım. Bu yüzden mastera kabul edilemiyorum tabiki. Saçmalık…
Lisansı zaten tamamen İngilizce egitim veren en kaliteli universiteleren birinde okudum. Ki bence en iyisi, yoksa onu şecmezdim. Bunun üstüne neden İngilizce sınavı istiyorsun ki. Hade onu geçtim writing, kombimizde bilgini ölçmüyor ki, kompozisyon yazabilmez gereğini ölçüyor tamamen ve kalıplarını ezberleyip geçtiğin bir sınav. Neyse sınır olmamdan kaynaklanan asabi bir giriş yaptıktan sonra en kötü ihtimalle yarı sene kaybetmeme sebep olacak bu gereksiz sınav acaba sadece yarı seneye mı sebep olacak. Su an icin aklımda zaten tereddütler icinde devam ettigim mesleğimi değiştirmek var. Her ne kadar nefret etmesem ded hem calışma koşulları daha iyi olan hem de parası daha iyi olan ancak insanlığa katkısı daha az olan meslek dallarına mı geçsem diyorum.
Tabi bu yaZiyi yazmamın sebebi aklimdaki fikirlerin ne olduğunu paylaşmak değil asıl amacım boyle küçük seylerin nasıl da hayatımıza yon verdigi düşüncesini sizlerler paylaşmak. Sınavda önce hatta sınav sırasında nasıl olsa gecerim mantığı ile davranmayip birazcık özen gösterse idim hayatım çok farklı seyredecekti, şimdi ise neler olacak kim bilir. Anlık düşünceler anlık davranışlar…
ÖSS dden sonra tercihleri okula teslim etmeye gittiğimde aslında mimarlık tercih etmiş bir arkadasıma rastlamış ve kısa bir konuşma sonrasında tercihini dişçimin olarak degistirtmistim. Bu sene discilikten mezun olacak. Peki ya tercih formunu teslim değmeye giderken bindiğim otobüsü kacirip arkadasım ile karşılaşmamış olsa idim ne olacaktı???
Lisansı zaten tamamen İngilizce egitim veren en kaliteli universiteleren birinde okudum. Ki bence en iyisi, yoksa onu şecmezdim. Bunun üstüne neden İngilizce sınavı istiyorsun ki. Hade onu geçtim writing, kombimizde bilgini ölçmüyor ki, kompozisyon yazabilmez gereğini ölçüyor tamamen ve kalıplarını ezberleyip geçtiğin bir sınav. Neyse sınır olmamdan kaynaklanan asabi bir giriş yaptıktan sonra en kötü ihtimalle yarı sene kaybetmeme sebep olacak bu gereksiz sınav acaba sadece yarı seneye mı sebep olacak. Su an icin aklımda zaten tereddütler icinde devam ettigim mesleğimi değiştirmek var. Her ne kadar nefret etmesem ded hem calışma koşulları daha iyi olan hem de parası daha iyi olan ancak insanlığa katkısı daha az olan meslek dallarına mı geçsem diyorum.
Tabi bu yaZiyi yazmamın sebebi aklimdaki fikirlerin ne olduğunu paylaşmak değil asıl amacım boyle küçük seylerin nasıl da hayatımıza yon verdigi düşüncesini sizlerler paylaşmak. Sınavda önce hatta sınav sırasında nasıl olsa gecerim mantığı ile davranmayip birazcık özen gösterse idim hayatım çok farklı seyredecekti, şimdi ise neler olacak kim bilir. Anlık düşünceler anlık davranışlar…
ÖSS dden sonra tercihleri okula teslim etmeye gittiğimde aslında mimarlık tercih etmiş bir arkadasıma rastlamış ve kısa bir konuşma sonrasında tercihini dişçimin olarak degistirtmistim. Bu sene discilikten mezun olacak. Peki ya tercih formunu teslim değmeye giderken bindiğim otobüsü kacirip arkadasım ile karşılaşmamış olsa idim ne olacaktı???



